Psikiyatri

ANKSİYETE

Anksiyete ( Bunaltı) hemen hemen her insan tarafından yaşanan bir duygudur.Asıl amacı, yaşamın sürdürülmesi ve uyum davranışının gelişimini sağlamaktır.Ancak bir yere kadar sağlıklı olan bu duygunun yaşanması, bir noktadan sonra kişinin yaşamını ve diğer insanlarla olan ilişkilerini olumsuz olarak etkilemeye başlar.Bunaltı duygusu, olaylara içerdikleri tehlikelerle orantısız, uygunsuz ve abartılmış yanıtlar verilmesine neden olur.

Bunaltı çeşitli bedensel ve ruhsal belirtilerle kendini gösterir.Başlıca bedensel belirtiler arasında çarpıntı, kalp hızında artma, tansiyon yükselmesi, yüz kızarması, nefes darlığı, yorgunluk hissi ve çabuk yorulma, titreme, karın ağrısı, bulantı-kusma, ağız kuruluğu, sık idrara çıkma, terleme ve ateş basması sayılabilir.
Sıklıkla gözlenen ruhsal belirtiler ise, kontrolünü yitirme, aklını yitirme ve ölüm korkusudur.Tüm bu belirtiler, kişide endişe,dehşet, tedirginlik, gerginlik, sinirlilik ve çaresizlik gibi duyguların yaşanmasına neden olur.
Bunaltı kalıtımsal, çevresel, kişisel etmenlerle çıkabildiği gibi çeşitli hastalıklar ve kullanılan bazı ilaçlara bağlı olarak da oluşabilir. Anksiyete en sık gözlenen ruhsal belirtilerdendir. Fobiler, panik bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk gibi çeşitli tipleri mevcuttur.
Fobi, gerçekte tehlikeli olmayan bir nesne, etkinlik veya durumdan dolayı kişide sıkıntı yaratan ve mantıksız olan bir korku duyulması durumudur.Kişiler kedi, köpek, böcek gibi hayvanlardan, kan görmekten, yaralanma ve sakatlanmadan, doktor veya diş hekiminden, kapalı yerlerde kalmaktan, yükseklikten veya uçağa binmekten aşırı derecede korkabilirler.Bu tür durumlar, özgül fobi, yani belli bir nedeni olan aşırı korku olarak adlandırılır.

Sosyal Fobi; kişinin sosyal ortamlarda veya beceri gerektiren etkinliklerin yapılması söz konusu olduğunda, utanç duyacağı durumlara düşecek davranışlar yapabileceği korkusuyla bu tür ortamlara girmekten çekinmesidir. Kişilerin az tanıdıkları insanların önünde konuşmaktan, yemek yemekten, toplantılarda söz almaktan kaçınmaya başladığını görürüz.
Panik atak; aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleridir. Hastalarımızın çoğu zaman ‘kriz’ adını verdiği bu nöbetlerle kalp krizi geçirdiğini düşünerek acil servislere başvurduğu ataklara PANİK ATAĞI diyoruz.
Panik Bozukluğu;
– Tekrarlayan, beklenmedik Panik atakları ve ataklara arasındaki zamanlarda başka panik ataklarının da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyma,

Panik ataklarının ‘kalp krizi geçirip ölme’ , ‘kontrolünü yitirip çıldırma’ ya da ‘felç geçirme’ gibi kötü sonuçlara yol açabileceği inancıyla sürekli üzüntü duyma ya da ataklara ve olası kötü sonuçlara karşı önlem olarak (işe gitmeme, spor, ev işi yapmama, bazı yiyecek ya da içecekleri yiyip içmeme, yanında ilaç, su, alkol, çeşitli yiyecekler taşıma gibi) bazı davranış değişikliklerinin görüldüğü ruhsal bir rahatsızlıktır.

Panik atak geçirme endişesi, kişinin sosyal, mesleki ve ailevi yaşantısını önemli ölçüde etkileyebilir.Dışarı yalnız çıkmak istemeyebilir.Toplu taşıma araçlarına binmekten kaçınır.Kalabalık yerlerde bulunmak, kapalı yerlere girmek yoğun bir endişe yaratır.Kendisini emniyette ve rahat hissetmek için ilaç, kolonya şeker gibi nesneleri yanında taşıyabilir.

Obsesif-Kompulsif Bozukluk, kişiye rahatsız edici istemeden gelen, bir türlü akıldan çıkmayan, zorlayıcı, tekrarlayıcı dürtü ya da düşüncelerin varlığı (obsesyon, yani saplantı) ve kişinin bu saplantılarından kurtulabilmek için geliştirdiği davranışlardan (kompulsiyon, yani zorlantı) oluşur. Örneğin zihinden uzaklaştırılamayan ‘hastalık bulaşacağı saplantısı’na karşı geliştirilmiş olan sürekli yıkanma ve temizlenme davranışıbunun en sık ve yaygın şeklidir.Cinsel saplantılar, zarar verme ya da zarar görme saplantıları, dini saplantılar ve bunlardan kurtulabilmeye yönelik geliştirilen sayı sayma, tekrarlama, kapıyı veya ocağı kapattıktan sonra defalarca kontrol etme gibi kişiyi zorlayan davranışlarla sıkça karşılaşılmaktadır.
*Bu hastalıkların kesin nedeni henüz yeterince bilinmemekle birlikte,organik temelleri olduğunu yeni teknikler sayesinde biliyoruz.Ttedavisi konusunda önemli ve yüz güldürücü gelişmeler vardır.Psikoterapi ve ilaç tedavisi yararlı olmaktadır.

ÖNERİLER

*Öncelikle bir psikiyatri (ruh sağlığı ve hastalıkları) uzmanından yardım talep ediniz.

*Sıkıntınız ve bedensel yakınmalarınız için çok çeşitli uzmanlık dallarındaki hekimlere başvurmayın, yani ‘doktor doktor dolaşmayın’.Tek hekimle kuracağınız iyi bir hasta-hekim ilişkisi,yakınmalarınızın düzelmesini hızlandıracaktır.

Özellikle panik atağı sırasında, hastanelerin acil servislerine başvurmayın.Panik atağı sırasındaki sıkıntı ve bedensel yakınmalarınızla tek başınıza başa çıkabilmeniz çok daha önemlidir.Aksi durumlar, hastalığınızı olumsuz etkileyecek, gözünüzde daha da büyütecektir.

*Yeterli tetkiklerden sonra bedensel yakınmalarınızın organik bir bozukluktan kaynaklanmadığına ilişkin olarak size verilen güvencelere inanın ve sık sık tansiyonunuzu veya kan şekerinizi ölçtürmeyin, kendiliğinizden gereksiz tetkikler yaptırmayın.Bu tür davranışlar, rahatsızlığınızın düzelmesini geciktireceği gibi, ağır bir maddi yük altına girmenizede neden olacaktır.

*Çay ve kahve, İçerdikleri bazı maddeler nedeniyle sıkıntınızı artıracaktır.Bu tür içecekleri fazla tüketmeyin
*Alkol, sizi geçici bir süre rahatlatabilir.Bu durum yanıltıcıdır.Alkol Bağımlılığı tehlikesinin yanı sıra, alkolün kullandığınız ilaçlarla etkileşmesi sonucu çok ciddi yan etkilerle karşı karşıya kalabilirsiniz.

*Yaşadığınız sıkıntı nedeniyle, Çocuğumu veya kendimi pencereden atar mıyım?’, Çevreme zarar verir miyim?’ gibi çok rahatsız edici düşünceleriniz olabilir. Bu durumun hastalığınızın belirtisi olduğunu aklınızdan çıkarmayıp doktorunuzla görüşün.

YALNIZ OLMADIĞINIZI UNUTMAYIN…

Bu broşür, sizi bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır.Sizde de benzer sorunların olduğunu düşünüyorsanız, bir doktora başvurunuz ve kendi başınıza herhangi bir ilaç tedavisine başlamayınız.

ALZHEİMER Hastalığını Tanıyor musunuz?
Günlük hayatımızda hepimiz bazı şeyleri unutabiliriz.Arkadaşlarımızın adlarını, anahtarımızı nereye koyduğumuzu, ocağı kapatıp kapatmadığımızı hatırlama güçlüğü doğaldır. Bunlar bir süre sonra aklımıza gelir.Çünkü hepimiz yoğun bir iş hayatı ve stres altında kalıp yoruluyoruz. Vücudumuzun yaşlanmasıyla birlikte hafızamızda zayıflayabilir. Ancak bu hayatımızı etkilemez. Eğer bu ufak tefek unutkanlıklar hayatımızı etkileyecek boyutlara ulaşıyor ve sorunlara yol açıyorsa, bu durum bir hastalığın habercisi olabilir.Toplumda ‘Bunama’ olarak bilinen bu durum ‘ALZHEİMER’ habercisi olabilir.

Alzheimer hastalığı; Bellekte, öğrenme, konuşma, akıl yürütme, yargılama, iletişim ve günlük yaşam etkinliklerini sürdürme yetilerinde kademeli olarak yıkıma ve davranışlarda değişikliklere yol açan ilerleyici bir beyin hastalığıdır. Ne yazık ki Alzheimer hastalığı günümüzde milyonlarca kişiyi etkilemektedir.Alzheimer hastalığının yaşlanmanın normal bir sonucu olmadığının bilinmesi çok önemlidir.

Alzheimer Hastalığının Habercisi Olabilecek Belirtiler

1) Hafıza Kaybı : Yakın geçmişteki bilgileri ve olayları unutmak bunamanın (demans) en sık karşılaşılan erken bulgularından birisidir.Hasta giderek daha sık unutmaya başlar ve bilgileri daha sonra hatırlayamaz.

2) Günlük yaşam işlevlerini yerine getirmede güçlük çekme : Hastalar çoğunlukla günlük işlerini planlamada ve tamamlamada zorluk çekerler. Yemek pişirme, telefonla konuşma ya da giysi seçme gibi belirli kademeler gerektiren işlerde giderek sorunlar yaşamaya başlarlar.

3) Konuşma zorluğu : Alzheimer hastaları basit kelimeleri unutup yerlerine olağan dışı kelimeler kullanabilirler.Kelimeler yerine tanımlar kullanabilirler.Örneğin; diş fırçasının adını hatırlamayıp yerine ‘ağzım için kullandığım şu şey’ diyebilirler.Bunun sonucunda söylediklerini ya da yazdıklarını anlamak güçleşir.

4) Zamanı ve yerleri karıştırma : Alzheimer hastaları günü, ayı, mevsimi karıştırabilir, evinin çevresi gibi bildik tanıdık yerlerde kaybolabilir, nerede olduğunu unutabilir veya orada ne işi olduğunu hatırlayamayabilir.

5) Değerlendirme ve karar vermede zorluk :
Alzheimer hastaları uygunsuz şekilde giyinebilirler.Örneğin, sıcak bir havada kat kat elbise giyme ya da soğukta ince bir kıyafetle dolaşma gibi.Para kavramı, paranın alım gücü, paraları tanıma bozulabilir, gereksiz alışverişler ortaya çıkabilir.

6) Soyut düşünme becerisinde güçlük çekme :
Alzheimer hastaları karmaşık zihinsel işleri gerçekleştirirken rakamların ne olduğunu ya da nasıl kullanıldığını unutmak gibi güçlükler yaşayabilirler.

7) Eşyaları olağandışı yerlere koyma :
Alzheimer hastaları eşyaları olağan dışı yerlere koyabilir.Örneğin; ütüyü buzdolabına koyma ya da saatini şeker kavanozuna gibi.Sıklıkla da eşyalarını koydukları yeri unuturlar.

8) Ruh hali ya da davranış değişiklikleri :
Alzheimer hastalarında, herhangi bir neden olmaksızın sakin dururken birden ağlamaya başlama gibi ruh halinde ani değişiklikler görülebilir.

9) Kişilik değişiklikleri :
Hastaların kişiliklerinde çarpıcı değişiklikler ortaya çıkabilir, aşırı derecede kuşkucu, korkak ya da bir aile bireyine bağımlı hale gelebilirler.

10) Sorumluluktan kaçınma ve pasifleşme :
Alzheimer hastaları çok pasif hale gelebilir. Televizyonun karşısında saatlerce oturabilir,fazla uyuyabilir ya da olağan işlerini yapmak istemez hale gelebilirler.

Bireyin kendisi ya da yakınları tarafından bu belirtilerden bir veya birkaçı fark edildiğinde,zaman geçirmeden bir nörolog veya psikiyatriste başvurulması, hastalığın erken tanısı ve tedavisi açısından önemlidir.

Alzheimer hastalığı ilerledikçe belirtiler giderek daha dikkat çekici hale gelerek tıbbi yardım istenmesine yol açacak kadar ciddi boyutlara ulaşır.Unutkanlık günlük işleri etkileyecek boyuta ulaşır.Orta evrelerde diş fırçalama ya da saç tarama gibi basit işlerin nasıl yapıldığını unutabilir.Hasta artık net olarak düşünemez hale gelebilir.Yakından tanıdığı kişileri ya da yerleri tanıyamayabilir.Konuşma, anlama,okuma ve yazmada sorunlar çıkmaya başlar.Daha ileri evrelerde yoğun kaygılar ya da saldırganca davranışlar görülebilir.Hasta evden uzakta amaçsızca gezinebilir.Geç evrelerde hasta yardımsız giyinemez ya da banyo yapamaz, bıçak ve çatal kullanamaz.Hasta sonunda tümüyle bakıma muhtaç hale gelir.

Alzheimer Hastalığı Tedavi Edilebilir mi?
Günümüzde Alzheimer Hastalığını tamamen iyileştiren bir tedavi bulunmamakla birlikte, yeni geliştirilen bazı ilaçlarla hastalığın belirtilerini kısmen gidermek ve ilerlemesini belli ölçüde yavaşlatmak mümkündür.Ayrıca çoğu hastada eşlik eden depresyon, uyku bozukluğu, saldırganlık ya da sinirlilik gibi ruhsal bozuklukların tedavisi için de birçok etkili ilaç bulunmaktadır.Tedavinin en önemli parçalarından birisi Alzheimer tanısı konduğunda hastaların ve ailelerin durumla baş etmelerine yardımcı olacak destekleyici önlemlerdir.Bu yaklaşım hastalar ve yakınlarının hastalık, bakım ve tedavi seçenekleri konusunda bilgi edinmesi ile hastalık seyri boyunca yaşam kalitesini olabiliecek en üst düzeyde tutmaya yöneliktir.

HASTA YAKINLARI İÇİN;
Hastanız herşeyi unuttuğu gibi ilaç almayı da unutacaktır.Unutmayınız ki tedavide düzenlilik ve devamlılık sizin ve hastanıza bakan kişilerin üzerindeki yükü azaltacaktır.O nedenle ilaçlarını düzenli ve eksiksiz olarak almasını temel olarak sağlamalısınız.
Hastanızın sizden bazı beklentileri olacaktır;
– Hafıza ve zihinsel bozukluklar nedeniyle sizden daha fazla destek ve güvence
– Kendisine daha fazla değer verilip saygı gösterilmesi
– Sabır ve anlayış

Bunları yapmaya çalışırken sizi bekleyen zor bir süreç yaşanacaktır.Çünkü çalışma saatleri, ev düzeni ve sosyal yaşamınızda değişiklikler yapmanız gerekecek.Ciddi ve zorlu bir sorumluluk yükleneceksiniz. Alzheimer hastasıyla sürekli bir tek kişinin ilgilenmesi oldukça zor olabilmekte ve ilgilenen kişide sıkıntı yaratabilmektedir.Bu nedenle diğer aile fertleriyle bu sorumluluk paylaşılmalı,bakıcı kişi dinlenebilmek ve rahatlamak için kendisine zaman ayırmalıdır.Aksi takdirde ruhsal sıkıntılar baş gösterebilir.
Hasta bakımında;
– Evinizin içinde hastanızın güvenliğini sağlamalısınız.Ocak veya ateşli bir cihaz kullanırken tehlikeli olabileceğini unutmayınız
– Kaybolmaması için evden dışarı tek başına çıkmaması (Kaybolabilir)
– İlerleyen evrede para ve arabada kullanmaması(tıbbi ve hukuki görüş alınmalı)
– Banyo ve tuvalette düşmemesi
– Kelime ve nesne hatırlamada güçlük çekebileceği için isimlerin yazılı odluğu etiketlerin kullanılması
– Yaşamdan zevk alıp hayata bağlanabilmesi (içine kapanmaması)için bir uğraş edindirilmesi,
dikkat etmeniz gereken durumlardır.

Unutmayın ALZHEIMER ciddi bir rahatsızlıktır. Mutlaka tıbbi destek alınması gerekir

DEPRESYON NEDİR?
Depresyon; ciddi kişisel,ailevi,sosyal ve toplumsal kayıplara yol açabilen,maliyati çok yüksek olan ruhsal bir rahatsızlıktır.Bununla birlikte doğru teşhis ve iyi tedavi ile başarı şansı yüksektir.

Neler olup bittiğini, neyin aksadığını tam olarak anlamıyor olabilirsiniz. Fakat kendinizi her zamanki gibi hissetmediğinizi biliyorsanız, size daha önce zevk veren şeylerden hoşlanmıyorsanız,
SORUN DEPRESYON OLABİLİR!
Her yıl milyonlarca insanı etkileyen Tıbbi bir rahatsızlık olan depresyon kişilik bozukluğu değildir.Zayıflık yada kişisel bir hata hiç değildir. Sadece bir hüzün durumuda hiç değildir.

Depresyon belirtileri nelerdir?
– Çökkün duygu durumu, kederlilik hali
– İlgi ve istek kaybı
– Belirgin iştah artışı veya azalması
– Uykusuzluk veya uykuda artış
– Huzursuzluk veya durgunluk hali
– Halsizlik,enerji kaybı
– Yetersizlik veya suçluluk düşünceleri
– Yoğunlaşma zorlukları
– Tekrarlayan ölüm düşünceleri

Depresyondaki hastalar genelde hangi şikayetlerle doktora giderler?
‘’Artık hiçbir şeyden zevk almıyorum’’ ,‘’Keşke dünyaya gelmeseydim.Yaşamak artık bir yük gibi geliyor. Ölsemde kurtulsam diye düşünüyorum.’’, ‘’Son zamanlarda çok sinirli oldum ,Kırıcı olmaya başladım.Eşime ve çocuklarıma aşırı tepki gösteriyorum.Sonra pişman oluyorum ama elimde değil’’ ‘’Gürültüye ve kalabalığa hiç tahammülüm yok, hep yalnız kalmak istiyorum’’,’’Çok halsiz hissediyorum,işimi çok zorlanarak yapıyorum’’, ’’Kendimi işe veremiyorum,dikkatimi toplamakta zorlanıyorum.Kararsızlık çekiyorum’’,’’Uykularım çok düzensiz,dinlenmiş kalkalmıyorum’’,’’Son zamanlarda kilomda değişiklikler oldu’’,’’Başım ağrıyor;nefesim yetmiyormuş gibi geliyor,ayrıca çarpıntı ve gaz şikayetlerim var’’,’’Hiç cinsel isteğim kalmadı’’,’’Kendimi yetersiz ve çaresiz hissediyorum’’.

SORU VE YANITLARLA DEPRESYON
Depresyonda bedensel belirtilerinde olabileceği söyleniyor.Doğru mu?
Evet.Başağrısı, çarpıntı ,nefessiz kalma hissi,uyuşma, kabızlık,iştahsızlık, baş dönmesi, baş ağrısı,yaygın gezici vücut ağrıları ve karıncalanmalar gibi bedensel belirtiler depresyona eşlik edebilir.

Depresyonun sık görülen bir hastalık olduğunu söylüyorlar.Bilgi verebilir misiniz?
Depresyonun yaşam boyu yaygınlığı erkekler için %5-12,kadınlar için %15-20 düzeyindedir.Her dört kadından biri,her beş erkekten biri hayatının herhangi bir döneminde depresyona girme riski taşımaktadır.

Depresyon en sık hangi yaşlarda görülür?
Depresyon her yaş grubunda görülebilir;ancak en sık görüldüğü dönem 25-45 yaşları arasıdır.

Çocuklarda depresyon olur mu?
Evet,çocuk ve ergenlerde de depresyon görülebilir.

Depresyon başka sorunlara yol açabilir mi?
Depresyon, alkol ve yatıştırıcı ilaç kötüye kullanımı/bağımlılığı ve intihar girişimlerine neden olabilir. En önemlisi yaşam kalitesi ve işlevsellikte düşme olur.

Depresyon hastalığı neden ortaya çıkar?
Depresyon biyopsikososyal bir rahatsızlıktır. Depresyon kalıtsal etkenler, psikolojik ve biyolojik özellikler ,çevresel etkenlerin etkileşimi ile ortaya çıkan bir hastalıktır.Her bireyde bu unsurlar hastalığın ortaya çıkmasında farklı oranlarda katkıda bulunur.

Ekonomik kriz veya toplumsal sorunlar depresyonun görülme oranını arttırır mı?
Stres doğrudan depresyona yol açan bir etken değildir.Stres etkenleri yatkınlığı olan kişilerde depresyonun tetiklemesine yol açabilir,ancak tek başlarına depresyona neden olmazlar.

Kendi çabamla ve irademi kullanarak depresyonu yenebilir miyim?
Hayır.Depresyon bir hastalıktır,iradeyi kullanarak ve çaba göstererek düzelmek mümkün değildir.

İlaçlar depresyonu nasıl iyileştiriyor?
Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar beyinde bulunan beyinde bulunan serotonin,adrenalin,dopamin gibi ileticilerin miktar ve etkinliklerini düzenleyerek tedavi edici etkinlik gösterirler.

İlaç kullanmaya başladım.Ne zaman iyileceğim?
Depresyonda düzelme genellikle ilacın başlamasından itibaren 2 hafta kadar sonra başlar ve 1,5-2 ay içinde düzelmeye başlamasını bekleriz.

İlaçlar günlük hayatımı olumsuz etkiler mi?
Günümüzde kullanılan pek çok ilacın yan etkisi çok azdır ve günlük hayatınızı sürdürmede herhangi bir zorluğa neden olmaz. Unutmayın ki bu hastalık tek başına günlük işlevselliğinizi azaltır. İlaçlar bu durumu düzeltmek için kullanılır.

İlaçların bağımlılık yapmasından endişe ediyorum. Böyle bir risk var mı?
Hayır.Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların bağımlılık yapma riski yoktur.

Depresyon ilerde tekrarlayabilir mi?
Evet.Depresyon tekrarlama riski yüksek olan bir hastalıktır.Bu nedenle tedavi iyileşmeyi takiben hemen kesilmez, hekimin belirleyeceği uygun bir süre kullanılması gerekir.

Depresyon ilaçlarını ne kadar süreyle kullanmam gerekiyor?
Belirtiler düzeldikten sonra ilaçların en az 6-12 ay süreyle kullanılması gerekmektedir. Bu koruyucu tedavi depresyonun ileride tekrarlama riskini en belirgin olarak azaltmaktadır. Tekrarlayan depresyonlarda bu süre artmaktadır.

DEPRESYON VE İNTİHAR
Depresyonda en korkulan komplikasyon intihardır. Yoğun bir ruhsal sıkıntı içinde olan hastalar hayatı yaşamaya değer bulmayabilir,intihar planları yapabilir, hatta intihar etmek tek kurtuluş yolu olarak görülebilir. Depresyon düşünülen her hastada intihar riski mutlaka soruşturulmalı,intihar düşünceleri, tasarımları veya girişimleri varsa tedavi planı ona göre yapılmalıdır. Depresyonda yaşam boyu intihar girişimi oranı % 15’tir. Bu oran normal nüfusa göre 30 kat daha fazladır.
Erkelerde ölümle sonuçlanan girişimler kadınlara göre daha fazladır.

İntihar için risk faktörleri
-Erkek cinsiyeti
-Yaşlılık
-Ailede depresyon ve intihar öyküsü
-Eşlik eden bedensel hastalıkların varlığı
-Yalnızlık

İntihar riski yüksek olan hastalarda hospitalizasyon gerekebileceğinden hastanın bir uzmana yönlendirilmesi uygun olacaktır.

DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) bazı çocuklarda okul öncesinde ve ilkokul yıllarında ortaya çıkan bir bozukluktur.Bu çocukların davranışlarını kontrol etmeleri ve/veya dikkatlerini toplamaları güçtür.Çocukların %3-5 ‘inde DEHB bulunduğu tahmin
edilmektedir.Bu 25-30 kişilik bir sınıfta en az bir çocukta DEHB olabileceği anlamı taşımaktadır.

Tanı
Bazı ebeveynler çocuklarındaki dikkatsizlik,hiperaktivite ve dürtüsellik belirtilerini çocukları okula başlamadan çok önce görürler. Çocuk oynadığı oyuna ya da izlediği
televizyon programına karşı ilgisini yitirebilir veya tamamen kontrolden çıkabilir. Ancak, çocuklar farklı hızlarda olgunlaşabilir ve kişilik, mizaç ve enerji düzeyleri büyük farklılıklar gösterebilir. Davranışın çocuğun yaşı için uygun olup olmadığını anlamak üzere doktor görüşü alınmalıdır.

Ebeveyn veya bakıcı DEHB’den kuşkulanabilir ya da çocuğun sorunları okulda da ortaya çıkıncaya kadar fark edilmeyebilir.DEHB’nin en güçlü biçimde okuldaki işlevselliği etkileme eğilimi gösterdiği için, bazen çocuğun hiperaktif veya dikkatsiz olduğunu anlayan ilk kişi öğretmendir.

Belirtiler: DEHB’ nin temel özellikleri dikkatsizlik, hiperaktivite ve dürtüselliktir.
Yerinde duramayan veya başka bir biçimde yıkıcı olan çocuk okulda dikkat çekebilir,ancak gündüz saatlerinde rüya gören dikkatsiz bir çocuk gözden kaçırılabilir.

Düşünmeden hareket eden dürtüsel bir çocuk bir ‘disiplin sorunu’ olarak görülebilirken, pasif ve uyuşuk bir çocuk yalnızca motivasyonu eksik olarak
değerlendirilebilir. Ancak bunlar farklı DEHB türleri olabilir.

Tüm çocuklar bazen huzursuzdur, bazen düşünmeden hareket ederler. Çocuğun hiperaktivitesi, dikkatinin kolayca dağılması, konsantrasyonunun yetersiz olması veya dürtüselliği okul performansını, diğer çocuklar ile olan sosyal ilişkilerini ya da evdeki davranışlarını etkilemeye başladığında DEHB‘den kuşku duyulmalıdır.

Hiperaktivite-Dürtüsellik
Hiperaktif çocuklar daima hareket halinde oldukları ya da hareketliliklerinin devam ettiği görülür. Dürtüsel çocukların ani tepkilerini engelleyemedikleri veya düşünmeden hareket ettikleri görülür.

Hiperaktivite ve dürtüselliğin bazı belirtileri;

– Huzursuzluk hissi, ellerin ve ayakların sürekli kıpırdaması veya otururken kıvranmak

– Oturmanın ya da sessiz davranmanın beklendiği durumlarda koşmak, tırmanmak ya da oturduğu yerden kalkmak

– Sorunun tamamını duymadan yanıt vermek, başkalarının sözünü kesmek

– Kuyruk ya da sıra beklemede güçlük çekmek

Dikkatsizlik
Dikkatsiz olan çocuklar zihnini bir şey üzerinde toplayamaz ve yalnızca birkaç dakika sonra bir işten sıkılabilirler. Bu çocuklar için ev ödevi özellikle zordur. Ödevlerini yazmayı unuturlar ya da okulda bırakırlar. Eve kitap getirmeyi unuturlar veya yanlış kitabı getirirler.

Dikkatsizlik belirtileri aşağıda yer almaktadır;

– Sıklıkla ilgisiz ses ve görüntüler ile dikkatin kolayca dağılması

– Sıklıkla ayrıntılara dikkat edilmemesi ve dikkatsizlik ten kaynaklanan yanlışlıklar yapılması

– Talimatların nadiren dikkatle dinlenmesi ve oyuncak, kalem, kitap veya bir iş için gerekli malzemelerin tamamen kaybedilmesi ya da unutulması

– Bir aktiviteyi tamamlamadan diğerine atlanması

Dikkatsizliğin baskın olduğu tipteki DEHB tanısı konulan çocuklar nadiren dürtüsel veya hiperaktiftir, ancak dikkatlerini toplama açısından anlamlı ölçüde sorunlar yaşarlar.Ayakta uyuyor izlenimi verirler, kolayca kafaları karışır, bilgileri diğer çocuklar kadar çabuk ve doğru işleyemezler.Öğretmen yazılı yada sözlü talimatlar verdiğinde bu çocuk ne yapması gerektiğini anlamakta güçlük çeker ve sıklıkla hata yapar.

Gerçekten DEHB mi?

Davranışlar yaşamın erken döneminde, 7 yaşından önce ortaya çıkmalı ve en azından 6 ay boyunca devam etmelidir.Herşeyden önce; davranışlar sınıfta , oyun alanında,evde ,toplum içinde ya da sosyal ortamlar gibi insan yaşamının en az iki alanında gerçek bir sorun oluşturmalıdır.

Bu davranışlar aşırı, uzun süreli ve yayılım gösteren bir nitelikte midir?

Yani, bunlar aynı yaştaki diğer çocuklara kıyasla daha fazla mı ortaya çıkmaktadır?

Bunlar geçici bir duruma tepki olarak ortaya çıkan davranışlar mıdır?

Yoksa süreklilik gösteren sorunlar mıdır?

Davranışlar birkaç ortamda mı, yoksa oyun alanı ve sınıf gibi bir tek alanda mı görülmektedir?

Bu soruların yanıtlarına göre doktor karar verir..

DEHB’ nin nedenleri nelerdir?

Şuan da, DEHB’ nin yalnızca sosyal faktörlerden ve çocuk yetiştirme yöntemlerinden kaynaklandığını gösteren ikna edici az sayıda kanıt vardır. En büyük ölçüde doğrulanmış olan nedenlerin nörobiyoloji ve genetik alanlarında yer aldığı görülmektedir.

ŞİZOFRENİ NEDİR?
Şizofreni; genç yaşta başlayan, insanın kişiler arası ilişkilerinden ve gerçeklerden uzaklaşarak, kendine özgü bir içe kapanım dünyasında yaşadığı düşünüş,duyuş ve davranışlarında önemli bozuklukların görüldüğü bir hastalıktır.
Her yüz kişiden birinde görülür.Genellikle 16-25 yaşları arasında başlar.İlaçların ve destekleyici tedavilerin etkisiyle artık çoğu hasta yaşama geri dönebiliyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR ?
Şizofreni için tipik bir genel görünüm tanımlanamaz. Hastaların çoğunda belirgin bir vurdumduymazlık, ilgisizlik,donukluk ve çekingen bir görünüm vardır.Hastanın ilgi ve dikkatinde azalma,konuşma bozuklukları ve başka belirtiler nedeniyle ilişki kurmak genellikle çok zordur. Hastanın ayrı bir dünyada olduğunu tam anlayamadığımızı, ilişki kurmakta güçlük çektiğimizi fark ederiz.

Şizofrenide ,algı bozukluklarınıda sıklıkla görürüz. Bunlar 5 duyu ile de olmakla birlikte,en çok işitsel ve görseldir.Kişi başkalarının duymadığı sesler duymaktadır.Kimi zaman şizofreni hastası bu seslerle konuşur.

– Davranış bozuklukları görülür;Bazı şizofreni hastaları toplumsal kuralları ihlal edecek davranışlar sergileyebilir.

– Duygu ifadesinde donukluk

– Motivasyon kaybı

– Toplumdan geri çekilme

– Düşünce bozukluğu (Nadiren konuşur,kısa yanıtlar verir ve ayrıntı vermezler, hezeyanlar olabilir)

– İlgi ve dikkatin az olması

– Kendine bakım ve sorumluluğun azlığı

Sonuç olarak şizofreninin düşünmek, anlamak, espri yapmak, sorun çözmek gibi pek çok zihinsel işlevi bozabildiğini ve kişinin iş yaşantısını, öğrenciyse okul başarısını ve tüm çevresiyle ilişkisini olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz.

Şizofrenin Erken Belirtileri Nelerdir?
Şizofrenin erken belirtileri ilk hastaneye başvurudan 2 yıl kadar önce başlar. Genellikle hastanın arkadaşlarıyla, ailesiyle ilişkilerin bozulması veya içe kapanma dikkat çekebilir. Öğrenciyse, ders başarısındaki gerileme özellikle hastanın öğretmenlerince fark edilebilir. Okuldan kaçma, kavgacılık gibi davranış değişiklikleri de hastalığın habercisi olabilir. Durgunluk,zihnini toparlayamama ve kendine bakmakta isteksizlik de şizofreninin erken belirtilerindendir. Erken belirtiler, depresyon belirtileriyle benzerlik gösterir.

Şizofrenin Nedenleri Nelerdir ?
Şizofreninin gerçek nedenleri tam olarak bilinmemekle beraber,kişinin hastalık riskini arttıran çok sayıda etken olduğu düşünülmektedir. Genetik nedenler,nöro-gelişimsel bozukluklar neden olabilmektedir.Sonuçta şizofrenide beyin faaliyetlerinde bir bozukluk söz konusudur.

Şizofreni tedavi edilebilir.

İlaç tedavisi,eğitim ve psikososyal müdahaleler hastalar ve ailelerine sorunla daha etkin biçimde uğraşmayı öğretmekte,hastayı topluma yeniden kazandırmaya yardımcı olmaktadır.

Şizofreni İle İlgili Yanlış İnanışlar

Yanlış : Şizofreni tedavisi imkansız bir hastalıktır.

Doğru :Özellikle son yıllarda ilaç ve ilaç dışı tedavilerde yaşanan büyük gelişmeler sayesinde şizofreni tedavi edilebilen bir hastalıktır.

Yanlış : Şizofreni hastaları saldırgan ve tehlikelidir.

Doğru : Şizofreni hastaları saldırgan ve şiddet nedeni değildir.

Yanlış : Şizofreni hastaları çalışamaz.

Doğru : Şizofreni hastalarının önemli bir bölümü kendilerine uygun işlerde çalışabilir.

Yanlış : Şizofreni hastalığı yaşam boyu kötüye gider.

Doğru : Şizofreni hastalığı kontrol altına alınabilen bir hastalıktır.Son yıllarda çıkan ilaç ve ilaç dışı yöntemlerle ilerlemesi engellenebilir.

Yanlış : Şizofreni ebeveyn hatasından doğar.

Doğru : Çocuk yetiştirmede hatalı ,baskıcı davranılması ile şizofreni arasında bir ilişki bulunmakla birlikte, hastalık daha çok kalıtsal nedenlerle ya da beyindeki bazı kimyasal maddelerdeki dengesizlik sonucu ortaya çıkar.